SHALOTT LEYDİSİ ELANİE

Kral Arthur. Üzerine belki de ciltlerce yazı yazılabilecek bir kral. Efsanelerle dolu bir hayat ve o efsanelerden birinde geçen bir leydi; Shalott Leydisi Elaine. Lanetlendiğine inanılan Shalott Leydisi, bu laneti bile bile kabul etmiştir. Ne uğruna diye soracak olursanız; yüzyıllardır insanların uğruna ölümü göze aldıkları değer üzerine: Aşk.

John William Waterhouse, The Lady of Shalott (1888)

1800’lerin Victoria dönemi devlet şairlerinden olan Alfred Tennyson bir şiir yazar ve bu şiirinde bir taraftan aşkın en hüzünlü yönlerini yüreklere işlerken bir taraftan da o dönemlerde kadınların konumunu ve onara olan mualameyi açık seçik ortaya koyar.

 THE LADY OF SHALOTT

 

on either side the river lie

long fields of barley and of rye,

that clothe the wold and meet the sky;

and thro’ the field the road run by

to many-towered camelot;

and up and down the people go,

gazing where the lilies blow

round an island there below,

the island of shalott.

willows whiten, aspens quiver,

little breezes dusk and shiver

thro’ the wave that runs for ever

by the island in the river

flowing down to camelot.

four grey walls, and four grey towers,

overlook a space of flowers,

and the silent isle imbowers

the lady of shalott

only reapers, reaping early,

in among the beared barley

hear a song that echoes cheerly

from the river winding clearly,

down to tower’d camelot;

and by the moon the reaper weary,

piling sheaves in uplands airy,

listing, whispers “’tis the fairy

the lady of shalott.”

there she weaves by night and day

a magic web with colours gay.

she has heard a whisper say,

a curse is on her if she stay

to look down to camelot.

she knows not what the curse may be,

and so she weaveth steadily,

and little other care hath she,

the lady of shalott.

and moving through a mirror clear

that hangs before her all the year,

shadows of the world appear.

there she sees the highway near

winding down to camelot;

and sometimes thro’ the mirror blue

the knights come riding two and two.

she hath no loyal knight and true,

the lady of shalott.

but in her web she still delights

to weave the mirror’s magic sights,

for often thro’ the silent nights

a funeral, with plumes and with lights

and music, went to camelot;

or when the moon was overhead,

came two young lovers lately wed.

“i am half sick of shadow,” she said,

the lady of shalott.

a bow-shot from her bower-eaves,

he rode between the barley sheaves,

the sun came dazzling thro’ the leaves,

and flamed upon the brazen greaves,

of bold sir lancelot.

a red-cross knight for ever kneel’d

to a lady in his shield,

that sparkled on the yellow field,

beside remote shalott.

his broad clear brow in sunlight glow’d;

on burnish’d hooves his war-horse trode;

from underneath his helmet flow’d

his coal-black curls as on he rode,

as he rode down to camelot.

and from the bank and from the river

he flashed into the crystal mirror,

“tirra lirra,” by the river

sang sir lancelot.

she left the web, she left the loom,

she made three paces thro’ the room,

she saw the water-lily bloom,

she saw the helmet and the plume,

she look’d down to camelot.

out flew the web and floated wide;

the mirror crack’d from side to side;

“the curse is come upon me,” cried

the lady of shalott.

in the stormy east-wind straining,

the pale yellow woods were waning,

the broad stream in his banks complaining.

heavily the low sky raining

over tower’d camelot;

down she came and found a boat

beneath a willow left afloat,

and round the prow she wrote

the lady of shalott.

down the river’s dim expanse

like some bold seer in a trance,

seeing all his own mischance –

with a glassy countenance

she looked to camelot.

and at the closing of the day

she loosed the chain, and down she lay;

the broad stream bore her far away,

the lady of shalott.

heard a carol, mournful, holy,

chanted loudly, chanted slowly,

till her blood was frozen slowly,

and her eyes were darkened wholly,

turn’d to tower’d camelot.

for ere she reach’d upon the tide

the first house by the water-side,

singing in her song she died,

the lady of shalott.

under tower and balcony,

by garden-wall and gallery,

a gleaming shape she floated by,

dead-pale between the houses high,

silent into camelot.

and out upon the wharfs they came,

knight and burgher, lord and dame,

and round the prow they read her name,

the lady of shalott.

who is this? and what is here?

and in the lighted palace near

died the sound of royal cheer;

and they crossed themselves for fear,

the knights at camelot;

but lancelot mused a little space

he said, “she has a lovely face;

god in his mercy lend her grace,

the lady of shalott

Şiirin Türkçe’sini bulamadım. Çeviri yapabilecekleri bekliyorum. :=)

 

Leydi Elaine, Camelot’ta bir nehrin ortasındaki bir adada yer alan bir kulede yaşar. Kule ve Elaine, Rapunzel’in yaşadığı kuleyi andıracak biçimde tek ve yalnız bir kuledir. Kral Arthur’un da sarayının bulunduğu Camelot’ta şövalyeler sürekli gezip dolaşmaktadırlar. Leydi Elaine ise dışarı çıkmasının hatta direkt olarak dışarı bakmasının bile yasak olduğunu bilir ve asla çıkmaz ve bakmaz. Sürekli halı dokumaktan sıkıldığı zamanlarda pencerenin önündeki aynanın yansımalarından doğayı izleyebilmektedir. Aynadaki yansımaların dışında kafasını pencereden çıkarıp izlemesi ile bile lanetlenip öleceğini bilmektedir…

Günün birinde Elaine, aynadan dışarıyı izlemeye çalışırken Kral Arthur’un Yuvarlak Masa Şövalyelerinden biri olan Lancelot, şarkı söyleyerek kulenin önünden geçer. Sesi duyan Leydi Elaine, aynadan dikkatlice izler; fakat takdir edersiniz ki aynanın sınırlı görüşü ile bu izleyiş Elaine’yi tatmin etmez ve pencereye koşup doyasıya izler. Uzaktan uzağa şövalye Lancelot’a aşık olan Elaine, aynanın çatlama sesini duyunca kuralı çiğnediğini anlar ve ipin, artık inceldiği yerden koptuğunu fark eder. Artık Lanetli Shalott Leydisi Elaine’dir.

Hal böyle olunca aşık olduğu adama ölmeden bir an önce ulaşıp yanına varmak ister. En azından daha yakından görürüm, düşüncesi ile hızla dışarı çıkar. Şövalye Lancelot ise tüm bunların farkında olmadan atıyla hızla uzaklaşmaktadır. Elaine, hemen nehre koşup bir kayık bulur ve nehrin akıntısı ile Camelot’a doğru yol alır. Şövalye’yi hem gözden kaybetmiş hem de artık geri dönüşü olmadığını bilerek ölüme kucak açmıştır. Camelot’a ise içinde bulunduğu kayıkta ölü olarak ulaşmıştır.

Die Lady von Shalott | Arthur Hughes   

Bir rivayete göre Lancelot, kayıkta ölü yatan Elaine’yi görür ve sadece acıyarak bakıp geçer. Kendisi için öldüğünü bilmeden, nasıl öldüğünü bilmeden…

İşte böyledir arkadaşlar. Sanırım fazla bir şey söylemeye gerek yok artık.

Sevgiler, @sahinadm, @edebiyat.

ÖĞRENCİDEN

ÖĞRENCİDEN

 

Aşağıdaki şiiri 2013 yılında sevgili öğrencim Rojîn Salman yazmıştı bana. 25 yaşında başladığım öğretmenlik hayatımın ilk ve unutulmaz yılıydı. Rojîn son sınıf öğrencisiydi ve üniversiteyi kazanıp gitmesinden sonra bir daha iletişim kuramadık. Beni yıllar sonra bulmasını istediğim öğrencilerimin başında gelir. Bu yazdığımı okumayacak belki; fakat burada dursun böylece. Rojîn’in el yazısıyla yazdığı şiiriyle veda paragrafının olduğu kâğıdı halen saklıyorum.

Sevgiler.

 

 

 

ÖĞRENCİDEN

 

Karanlık bir gecenin korkunç sokaklarında

Sert haykırışlar ve sessiz çığlıklar

Gökyüzü çok kara ve ürpertici

Senin sert, sonsuz gözlerin

 

Korkmuş, koşmuş soluk soluğa

Issız, yalnız ve derin

Karanlıkta parlayan korkunç bir yıldız

Ama senin yanan ve sonsuz gözlerin

 

Acılar, derin sevgiler ve terk edişler

Acımasız, korkunç, aşağılık yaratıklar

Ama beliren sonsuz bir ışık

Sen ve senin sonsuz gözlerin

 

Rojîn Salman

Görsel Kaynak

ÇOCUKTAN AL HABERİ

ÇOCUKTAN AL HABERİ

 

her şey bir yana

da o kadar içten baba dedi ki çimdeki çocuk

dışımdaki baba bilmedi bilmiyor bilmeyecek

delirmişim ben

de bir delinin kaybedecek şeyleri var mı

yokturda kanım cevap

bir babanın kaybedecek çok şeyi var

ve bir babanın kaybedecek çok şeyi var

içimdeki çocuk ne kaybeder

içimdeki çocuk belki aklını kaybeder

dışımdaki baba yakup gözlerini

muhammed kalbini

dışımdaki baba

 

Adem ŞahinSekte-i Us

Görsel Kaynak

YOKLUĞU VAR EDEN SEN- SEKTE-i US

YOKLUĞU VAR EDEN SEN

 

 

 

ne ağır bir çiledir varlığın ve yokluğun arasında yaşamak senin

 

sana dokunmak

tüm bedenimle dokunmak ve hiç

sanki hiç olmamış gibi

 

otomobil kapılarına koşullanmış kızcağız mı kör

ilgisiz geçen efendiler mi

sanki hiç olmamış gibi

 

gecenin bu saatinde karımın koynunda uyumak yerine

ben neden böyle şeyler düşünürüm

sanki hiç olmamışım gibi

 

gel de şimdi bu şiiri bitir

 

hangi sözcükleri getireyim bin derelerden de

cümleler dizeyim ki benim bu muayyen sıkıntılarımı el aleme açsın

evet el alem çünkü bu şiir bitmedikçe tanışmış sayılmayız

ve muayyen çünkü şiir okuyorsan bildiğin bir şeyler vardır

ne kadar da hoşnutsuz ve huzursuz ve çözümsüz bir gaye değil mi

hayır değil

 

demek istiyorum ki

keşke omzuna kelebeğin biri konsa ve sen farkına varmasan

 

aynı zamanda bakımlar ve zamanlar

zaman zaman orospu bohçası hayatlarımız

müphem ve muhkem kapalılıklara sebep oluyor

sanki hiç olmamış gibi

 

bir varmış bir yokmuş

evvel zaman içinde

kalbur saman içinde

simsiyah bir gezegeni örten

bembeyaz bir gökyüzü varmış

tanrılar o kara gezegeni görmek istemiyormuş

 

şimdi ben varlık ve yokluk arasında böylece kıvranırken

sen kim bilir hangi tanrıçayı akşam yemeğine götürmüşsündür

 

Adem ŞAHİN

Sekte-i Us

SEKTE-i US [UMURUNDA BİLE DEĞİL]

UMURUNDA BİLE DEĞİL

 

 

kar

dökülüyor

su

beynimin suyu

içinde köpekler havlıyor beynimin

kafam sağa düşünce gördüm

oradaydın ve köpeklerim havlıyordu kafamda

içinde su vardı

 

maviydi su

gök de mavi

her yer mavi

kar beyaz

 

bu yağan karsa ben neredeyim

neden bu kadar sıcak

neden mavi değilsin

dedim

 

kar konuşmadı

kar konuşmayınca

etrafıma baktım

kimse yoktu

ama sen vardın sanki

 

suyun kafamdaki sesi gözlerimi kararttı

gözlerim kararınca tanrıyı gördüm

sonra

sonra dedim ki allahım

kurban olduğum

bence artık kendini göstermelisin

gülümsedi

o gülümseyince

dedim bunun duyguları var

 

sonra birden köpekler yine havladı

her yer siyahtı

kar beyaz

dedim a tanrım yukarılara bağırdım

insanlar artık seni takmıyor

karar senin

hiçbir şey olmadı

 

su çalkalanıyordu kafamda

başım ağrıyordu

köpekler havlıyor

sen hem vardın hem yok

her yer bir mavi bir siyah

tanrı gülümsüyordu

 

 

Adem ŞAHİN  Sekte-i Us

GÜVENDİĞİM KARLARA DAĞ YAĞDI

GÜVENDİĞİM KARLARA DAĞ YAĞDI

 

 

“Kelebekler uçuşsun.” dedi bir kız çocuğu, elinde hasta bir çiçekle. “Çiçeğimin iyileşmesi gerek. Ellerime kelebekler konsun ki tanrım, çiçeğim canlanıversin.”

Kızcağıza göklerden kelebekler yağmur oldu ve çiçekler açtı her yerde. Dans ile eşlik etti küçük kız kelebeklerle doğaya. Zaman hızlı geçti. Hızlı geçiyordu zaman çünkü kız çok mutluydu. Sonra bir şiir koptu göklerden ve dedi ki:

> “güzel şeyler söyle bana

adımlarımı küçültüyorum, çabuk ol

güzel şeyler söyle”

 

Tekrar etti @yesimeren. Elinde en güzel tablolar için erimeye hazır boyalarla şiire kucak açarak. Şiir, önce @yesimeren’in sonra @sudefteri’nin yanağına birer öpücük bırakıp geldiği yere, tanrının dudaklarına, uçtu. Ortadan kaybolurken @sudefteri sonsuza kadar açtı defterini ve @yesimeren ile @baycan deftere milyonlarca su @damla’cığı ile milyonlarca şiir yazdı. Tanrıya müteşekkir üç kız çocuğu doğayı şenlendiriyordu.

 

Bir başka şiir dökülüverdi @tahirozgen’in kucağına karların hükmettiği Ağrı Dağın’da:

> “bembeyaz  kar içinde kocaman ağaçlar

ağaçların içinde saklı bir evcik

evciğin içinde boşluk

boşluğun içinde karanlık

karanlığın içinde soğuk

soğuğun içinde çığlıklar

çığlıkları duyan sislerin arasında bir dağ

dağın tepe yerinde ben

beyaz karlar içinde kocaman ağaçlar

ağaçların içinde ben

içimde boşluk

boşluğumun içinde karanlık

karanlığımın içinde soğuk

soğuğumun içinde ağlayışlar çığlıklar

çığlıkları duyan sislerin içinde sen

tam kalbinde bir ölü”

 

“Biz ahmaklar olduk asırlarca.” dedi @avina: “Kalbimizde ölüler taşıyoruz ve bu, bize hiç dokunmuyor mu?”

Boynuna sardığı kemanıyla gelen bir kız çocuğu doğayı uykulara gönderirken @doctorbishop, doktrinler savıyordu çevresine:

 

>  “bir şeyler oluyor kafamda

bir şeyler değişiyor besmele çekiyorum

besmele çekiyorum allah bana yaklaşıyor

o bana yaklaştıkça ben senden uzaklaşıyorum

çiçekler

 

çiçekler konuyor üzerime besmele çekiyorlar

besmele çekiyorlar şeytan beni rahatsız ediyor

o beni rahatsız ettikçe ben sana yaklaşıyorum

keman

 

keman diyor ki ağla

ben şaşırıyorum keman konuşuyor

aşk kızarmış

bir giriyor keman bir daha

tanrılar kopuyor göklerden

her yer tanrı oluyor her yer

kılıçlar

 

kılıçlar aman allahım kılıçlar kalkıyor

birileri ağlıyor birileri tekbir

birileri besmele çekiyor

uzuyor uzadıkça uzum

dur

 

dur usum dur kurban olayım dur

kaçma besmele çekiyorum”

 

Kız çocuğu, kemanını yere bırakıp ellerini göklere uzatarak bir parça toprak koparıyor cennet-i âlâdan: “Benim adım @damla! Seni baştan yaratıyorum ey @anadolu!” diyordu. Hayretler içinde izleyenler hep bir ağızdan dualar gönderiyordu @damla’ya. İnsanlar yeni @anadolu’yu yeniden yurt edinirken gözyaşları içindeydi. Mutluydular; çocuklar kurtarıyordu memleketi.

Gözyaşlarını tutamayan hasut @sahinadm, şiirlerin çirkinliğine rağmen olanlara hayret ediyordu. Ağlıyordu; kaybetmişti çünkü. Çıkardı cebinden bir şiir de o okudu:

 

 “bir bukalemun bir bukalemuna bre bukalemun

gel kamufle olalım bak flamingo demiş

bir flamingo bir flamingoya bre flamingo

gel bak bukalemun demiş”

 

Okumaya devam et “GÜVENDİĞİM KARLARA DAĞ YAĞDI”

Sekte-i Us – TANRISIZ BİR HAYATA HAYIR

TANRISIZ BİR HAYATA HAYIR

kediler de güzeldir

uçamadıkları kadar güzeldir kediler

memeleri dışarılara sarkan o uzun bacaklı kediler

o titrek sesli arabesk korolar yapan kediler

ne kadar da titreksiniz

bir bakıma yamyam bir bakıma olasılıksız

 

bakım bakımdır hayatlar

dikenli taçlarla doğan

sivri tabirleriyle

bir bakıma

 

tanrısız bir hayata hayır

manson sebepsiz değildir

kafasını duvarlara sokan kadın sebepsiz değildir

sirenler

deccal

ve dahi şeytan

gerçek bir dahi

bakım bakımdır hayatlar

 

bir bakıma ben bir bakıma tanrılar ve bir başka bir bakıma da şeytanlar

biz böyle şiirler yazamaya devam edersek dostlarım

adımıza marşlar çalınacak esfeli safilinde

bambaşka bir hayatta

bir adamın avucunda küçücük insanlar yaşıyor

her buluşmaları ayrı bir hayret

bir bakıma yosun tutmuş kadınlar

bakım bakımdır hayatlar

 

beni yarattığında çatlayabileceğimi düşünmedi hiç

oradaydım ben

ne kadar da çatlıyoruz biz hayatlar

 

bir bakıma alemler

yine kök salmış kadınlar görüyorum

biliyor musun ben şiir yazmaya çalışırken

hayır bunu söyleyemem

sonra görüşelim mi

Adem Şahin – Sekte-i Us

Görsel Link

Sekte-i Us – TANRIM NE KADAR DA AĞAÇ

TANRIM NE KADAR DA AĞAÇ

şimdi durduk yere bir şeyler değiştirmek istiyorum

bütün kitaplar

kitaplar sen

çıplak bacaklarınla uzandığın kanepe

okuduğun her kelime seni anlatacak

odanı dolduran ay ışığı

sokak lambaları yansın ya da yanmasın

yüzüme vuran kar taneleri

tüm nağmelerle beraber anılar

anıların tümü

sapphonun kahlonun anıları

bir o kadar da dalinin kafası

bregoviç sana bir baksaymış

nitzschenin migreni

mathildanın tertemiz aşkı

ademin ilk karısı havvanın son cezası

yıkık dökük yâkup sen olsaymışsın

 

ormanların derinlerinden yükseklerine

güneşinden sisine

her şeyinden her şeyine sen

azabımın vicdanı sen sirenlerle şahlansaymışsın

necronomiconun esrarı sende aşikâr

delinin biri kuyuya taş filan atmamış

yollarına dökülen yapraklar da

o yollarda yürüyen yürümeyen

çocuklar

babalar

serkeşler

orospular da sen olsaymışsın

 

birbirinden kopuk yazılan şu terlemiş satırlar

beni sırtüstü düşüren bakışların

 

ölseymişsin her kemanda

bir o kadar da dudaklarından kanyonlar patlayıverseymiş

her kanyonun içinden de ağzında birer azraille

kafkalar hücum etse dünyaya senin yüzünden

 

demek istiyorum ki

memelerinin arasından şelaleler yıkılıyor görmüyor musun

 

SEKTE-i US – SONSUZA KADAR SENİN OLABİLİRİM

SONSUZA KADAR SENİN OLABİLİRİM

gözlerinden okuyabiliyorum

görebiliyorum nehirlerin her sayfasını

yavaşça uzaklaşan annenin kucağındaki taşları

kafandaki güvercini papağanı

balıkları ve çiçekleri

 

anlaşılmaz bir şarkı oluyor değil mi bu

olsun

ben yine de görebiliyorum

 

korkumu çekimserliğimi

bedenimdeki çizikleri

ellerimin kirini

kar tanelerini

güzel çizimli saçları

kimi yarım bırakılmış

kimi sonradan tamamlanmış şiirleri

nuhun gemisinden inen çiftleri

o gemi senin avucuna konmadı mı ki

böyle çığlıklardasın

 

anlaşılmaz bir şarkı oluyor

olsun

ben yine de her bir notayı şarkılarda

her bir dizeyi şiirlerde

seni parmak uçlarımda görebiliyorum

görebiliyorum

 

iki kadın nuhun son konuşmasını beklemiyor

ve bir adam için defin malzemeleri hazırlanmış bile

bir kız çocuğu uzun bacalı evler inşa ediyor

bir oğlanın ise büsbütün fikirleri dışarılarda

 

tanrılar nuh için birkaç tane ay çiziyor gökyüzüne kıpkırmızı

ne geceler bilindik ne de kış manzaraları

 

anlaşılmıyor farkındayım

olsun

ben yine de gözyaşlarımı tutmuyorum

sesimin titremesine izin veriyorum

Adem Şahin Sekte-i Us

200 EDEBİYAT ÖĞRETMENİNE DAVETİYE

200 EDEBİYAT ÖĞRETMENİNE DAVETİYE

 

Merhaba arkadaşlar. Bu yazım, yakından tanıdığım olmasalar bile bir süre beraber zaman geçirdiğimiz aynı amaçla hareket ettiğimiz, beraber sevinip beraber üzüldüğümüz yaklaşık 200 kişilik edebiyat öğretmeni grubundaki güzel insanlara uluslararası sosyal paylaşım sitesi olan Steemit davetiyesidir.

 

 

Söze böyle bir giriş yaparak sevgili meslektaşlarıma ne yapmaya çalıştığımı anlatmak isterim.

Burası bir para kazanma mecrası değil, öncelikle bunu kesinlikle belirtmem gerek. Buraya oturduğu yerden para kazanma hayalleri ile gelenler hüsrana uğradılar. Bu siteyi bir para kazanma aracı gibi görmekten çok bir etkileşim platformu olarak görmek hem yazar hem de okur için her şeyden evvel gelmeli.

Edebiyat öğretmenlerimiz, sizleri bu siteye davet etmemin en büyük nedeni Whatsapp grubunda gösterdiğiniz tek vücut hareketleriniz. 200 kişiden tek ses çıktı. Belki amaca ulaşmakta 200 kişi yetersiz kaldık; fakat sesimizi duyurmayı başardık. Aynı beraberliği Steemit’te de göstermeye davet ediyorum sizi; zira Steemit, beraber hareket edenlerin her bakımdan kazandığı bir sistem üzerinde hareket ediyor.

Yazdığınız yazıların okurlarınıza ulaşmasını, okurlarınızla birebir iletişim halinde olmayı istersiniz, yazdıklarınızın beğenildiğini görmek, övgüler, eleştiriler almak; belki cüzdanınızda ufak ufak biriken parayı da görmek hepinizin hoşuna gidecektir.

Kendi proje hesabım olan @edebiyat ile elimden geldiğince özgün ve edebi değeri olan yazılarınıza destek olacağım. Bu hesapla etkinlik ve yarışmalar düzenleyerek yazarların biraz daha hızlı gelişmesine katkıda bulunuyorum.

Bireysel hesabım ise @sahinadm’dir. İnceleyebilirsiniz.

Fazla uzatmak istemiyorum. Yazdığım bu yazıyı Whatsapp grubunda paylaşacağım ve 200 kişilik grubun kaç tanesinin gelmek isteyeceğini merakla bekleyeceğim. Ayrıca halihazırda bulunan gruptan başka bir grup kurdum ve sizleri oraya da davet ediyorum. Çünkü hem grubun amacı farklı hem de soracağınız sorulara rahatlıkla cevap alabilmeniz gerek.

Yeni kurulan Whatsapp grubuna bana destek olmak için isteyen Steemit üyeleri de gelebilirler. Tek başıma yetişememekten, yeterli olamamaktan korkuyorum. 🙂

 

Grubumuzun linki: https://chat.whatsapp.com/BcUqvzbTlhFBP29EagXjTw

Görsel Link

Sevgiler.