SEKTE- i US [BOZUNTU]

BOZUNTU

 

Hiç bir şey düşünemiyorum. Düşünemiyorum hiç bir şey; ellerimizin kopup ayrıldığı o andan başka. Sadece ellerimiz mi… Hayır! Bedenimizden ziyade benliğimiz birleşmişti ve o gece koptu benliğimiz birbirinden. Bu ayrılık, bu yüzden bu kadar ölümcül oldu.

Göklerden kopan senfonik çığlıkları hatırlıyor musun… Hatırlıyorsundur muhakkak titreyen gökyüzünün cam gibi paramparça üzerimize yıkıldığını.

Her gece apayrı bir melankoli ile ölüp diriliyorum. Çok depresif görünmemeye çalışıyorum arkadaşlarıma; fakat ne yapsam boşuna biliyorum; mutlu görünmeye çalıştıkça göğsüm patlıyor ve içimden binlerce gök parçası fırlıyor.

O günün izlerini içimde taşıyorum anlayacağın. O günün izlerini içimde taşıyorum ve her defasında başka bir ıstırap ile canımı alacak melekle karşılaşıyorum. Halime acıyor düşünebiliyor musun…

Yani bu mustarip yağmurlarla benim aramdaki tek fark ; yağmurların yağması, feryat figan ıslanan ise benim. Göklerin paramparça döküldüğü o günden beri yağmur hiç durmadı.

Seninle kopuştuğumuz o an; fukaralık, zayıflık, gevşekllik, dermansızlık,  kof ihtiyarlık ve sonunda irtihal ile tanrının bile sıyanetinin dışında kalmak pay biçildi bana.

 

Sevdamın velût boyutsuzluğundayım.

 

 

Adem Şahin – Sekte-i Us

@sahinadm, @edebiyat

Video Görsel 1 Görsel 2

SEKTE-i US- AĞLAYIP DURUYORDU BİR KADIN

Ağlayıp duruyordu bir kadın. Bir kadın ağlayıp duruyordu ve kimsenin umurunda değildi.  Kadın öyle bir ağlayıp duruyordu ki o gözyaşlarını görmeliydin. Paramparça oluyordu! Damla damla toprağa düşmemesi için canımı yerlere serdim. Serdim de ruhum yıkandı, pirüpak.
Ruhum bir kadının gözyaşları ile yıkandı. Aşkı tattım ilk defa. Tuttum bir şiir yazdım;
İLK AŞK ŞİİRİM
annelerce dudaklanan yanaklar
ve çocukların da sıcak ve ufacık tebessümü
sanatkâr her dokunuş gibi
zarifelerim zarafetindendir
yüzünde mütebessim bir tanrı
gözlerinden şeffaf  kerametler
bedeninin her kıvrımında tanrının fırça izleri
yapraklara yağan karlar gibi
sesindeki sislerde kaybolan yollar da neyin nesi
oysa seni hep bir çocuk parkının detaylarında bulurum
zarifelerim zarafetindendir
annelerce dudaklanan öpüşler
ve çocukların da sıcak ve ufacık tebessümü
saçlarınsa kapkara deryalar
sanatkâr her dokunuş gibi
zaman kırıldıkça içinden tüm kızıllığıyla gözlerin çıkıyor
ve gözlerinden şeffaf kerametler
saçlarının deryalarından iki melek el ele gemilerimi ziyaret ediyor
yapraklara yağan karlar gibi
Sonra bir gün o kadını bir kere daha sevdim. Ben bazen sevdiklerimi defalarca yeniden sevebiliyorum. Çünkü biliyorum; ölüm yaklaşıyor. Ölürsem bir sürü yeniden sevmelerim için ölürüm.
@sahinadm, @edebiyat – Sekte-i Us.

SEKTE- i US – AĞRAZ 3

AĞRAZ

 

Ben bunca [ağraz](https://steemit.com/tr/@sahinadm/sekte-i-us-agraz-1) için artık bir yerde kendini göstermesi gerektiğine inanıp dil döküyordum, yalvarıyordum. Secdelerimin haddi hesabı yoktu tahmin edilebileceği üzere. Ondan aldığım telâkki ise tıpkı insanlarınki gibi olumsuz ve saldırgan oldu.

Buna cevapsız kalmak istemedim. İşte benden nefret etmesinin sebebi buydu. Kötü niyetleri açık sözlülük ve kararlılıkla reddetmek, onun sırlı imtihanını ifşa ediyordu ve bu yüzden, bana büyük bir kin besliyordu. Bense haklılığımdan emin olduğum için bu karşılığına [küsmekle](https://steemit.com/steempress/@sahinadm/sekte-iusaraz2-94w0tmz5t5) cevap verdim.

 

 

İnsanların, giderek artan suiniyeti beni bir yerden sonra harekete geçirdi. Bir sabah vakti hepsini durdurdum. Oldukları yer ve vaziyette donakaldılar. Bunu yapabilecek kudret, oda arkadaşımın bahşettiği yeteneklerden geliyordu. Kulaklarına aşkımdan, hasretimden; huzur ve barıştan fısıldamalar okudum tek tek. Nafile!

 

Ondan hiç ses çıkmıyordu. Sanki tahtında rahatsız edilmek istemiyor gibiydi; fakat beni izlediğini biliyordum. Dahasını yaptım. İnsanları ona karşı senfonilerle uyandırdım. Tekrar durdurdum ve tekrar  okuttum. Onlara eşlik ettim. İsyanın böylesi görülmemişti.

 

 

Neden sonra kendisinden herhangi bir cevap almayınca, bıraktım insanları. Çok üzüldüm. Utanmadan üzerime sararmış yapraklar yağdırıp alay ediyordu benimle. Daha güçlüydü çünkü. Biliyorum; böyle sürüp gidecek bu kavga.

 

Adem Şahin – Sekte-i Us

@sahinadm, @edebiyat

[Video](https://youtu.be/yl9-PjH3Xt8)

[Görsel](https://caramelnooor.files.wordpress.com/2015/05/0c3f404b66f606.png?w=326&h=465)

Sekte-i Us – İKİ DERE BİR SUDA BIRAKTIN

İKİ DERE BİR SUDA BIRAKTIN

gülzâra kesmiş yüzündeyim sevgili
pürtelaş aranıyorum
terliyorum
duruyorum bir
soluk soluğa başımı kaldırıyorum
çok fazla kubbesi var göğün
yüzündeyim sevgili gülzâra kesmiş
gülün birine dalıyorum
özünden öyle bir özlüyorum
dibine düşüyorum
tam bu diyorum
buldum sanıyorum
gözümü açtığımda
çok fazla kubbesi var göğün
sevgili gülzâra kesmiş yüzündeyim
yüzündeyim gülzâra sevgili kesmiş de
bilmiyorum

@sahinadm, @edebiyat

Adem ŞAHİN- [Sekte-i Us](https://sites.google.com/site/sahinadm/home/iki-dere-bir-suda-biraktin)

 

[Görsel Kaynağı](https://d.wattpad.com/story_parts/392279458/images/14b10d9a630dc526140242873651.jpg)

SEKTE-i US – HAYIR SEPTEMBER HAYIR

HAYIR SEPTEMBER HAYIR

 

şimdi eylülün son anlarıdır
evet
bavuluna oturmuş bir eylül görüyorum
nerede mi
bir tren istasyonunda
yıllardır tek bir trenin uğramadığı bir istasyonda
buraya her yıl bir sürü insan
bir sürü eylül gelir bavullarıyla
fakat
hiç tren gelmez
şimdi eylül sonlarıdır
uyanamamış onlarca genç şarkıcı ölüme terk ediliyor
eylül bitmeden uyanmak istiyor bir çoğu
eylül bitiyor
nice bitişleri görüldü tabii eylülün
ve nice genç şarkıcıların şairlerin
hazırlıksız yakalandığı kışlar
nice yüzü kelebek parçacıklarına ayrılmış kızlar
ve gözlerinden gül bitmiş oğlanlar
eylül bitişlerinde
işte şimdi eylül sonlarıdır
mağarasında bir adam yavaş yavaş kapanıyor
başka bir mağarada bir kadın ağaca benziyor
ben böyle ağaca benzeyen kadınlardan çok tanıdım
demek istiyorum ki akciğerler
akciğerlerde
darp edilip zincire vurulmuş kadınlar ve erkekler
neye benzeyebilir
@sahinadm, @edebiyat

SEKTE-i US [AĞRAZ 2]

 

 

[Evet](https://steemit.com/tr/@sahinadm/sekte-i-us-agraz-1) bu denli bir yetenek zinciri teşekkülü başlamış hatta iyiden iyiye gelişmişti.

Kapılar açılıyor misâlen rahata kavuşmam için ardında huzur veren bambaşka alemlerin olduğu. Yalnız oda arkadaşımın bile bilmediği bir şey vardı ruhumda; acı. Evet tüm bunlara rağmen acı çekiyordu ruhum. Ruhumun merkezinde bir delik açılmıştı ve acıyordu. Öyle de değil; her gece neredeyse. Neredeyse her gece ayrı bir delik açılıyor ve ben her yeni deliğin dibine düşüp yukarı çıkmaya çalışıyordum. Tırmanmak o kadar zor ki tırnaklarımla tutunduğum duvarlar tüm ruhuma acıyı tevsi ediyordu.

İçinden acıların geçti ruhumun tek kurtarıcısı tanrıydı; fakat ben ondan umudu kesmiştim, o da benden nefret ediyordu. Küskünlüğümün sebeplerini biliyordu. Ben de nefretinin sebeplerini biliyordum.

Sanırım bir süre sonra ona meydan okuyacağımın farkındaydı!

@sahinadm, @edebiyat

”Hocam Olarak Girdiğiniz Bu Eve Babam Olarak Giremezsiniz.”

CELİLE HİKMET VE YAHYA KEMAL BEYATLI

Celile Hikmet, dünyalar güzeli bir bayan, kendi kadar güzel de resim çizerdi. Kültür taşıyan bir kadındı. Kocası İstanbul valisi Nazım Paşa’nın oğlu, Hikmet Bey idi.

Evet. İsimler sana bir şeyler anımsatmış olmalı. Dur ben söyleyeyim; bu kadın, Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın ta kendisidir.

Hikmet Bey ve Celile Hanım 16 yıl süren bir evlilik hayatı yaşadılar. Hem de tek bir günü dahil kavgasız, gürültüsüz geçirmeden yaşadıkları 16 yıl. Hadi ilk birkaç yılı bu hesabın dışına tutalım. Evlerinde o ilk birkaç yılın huzuru yoktu anlayacağınız.

Yahya Kemal ise o dönemde şiir hocalığı yapıyordu Bahriye Nazırı’nda. Öğrencileri arasında Nazım Hikmet ve Necip Fazıl da vardı. Birbirini çok sevmişler ki şiir hocası olarak Nazım Hikmet’in evine gidip gelmeye başlamış Yahya Kemal.

 

 

Yaa işte; nereden bilsin hayatının kalan kısmını deli gibi aşık olarak geçirmesine müsebbip kadının o evde ikâmet ettiğini. Derslerden sonra kalan zamanlarda Celile ve Kemal arasında edebiyat ve sanat üzerine muhkem sohbetler ettikleri için de iyiden iyiye yakınlaşmışlar.

Yahya Kemal, böyle şahane güzellikleri olan bir kadına fırtınalı bir mutlulukla aşık olur işte. Celile Hanım, zaten kötü geçen bir evliliği olduğundan dolayı kocasından Yahya kemal için kolaylıkla ayrılmıştır. Böylelikle ilk adımı atmıştır.

 

Ee işte insan evladı hiç susar mı; bir süre geçtikten sonra Bahriye Mektebi bahsi geçen aşkın filizlerini konuşmaya başlamış bile. Yahya Kemal, bu yüzden okula bir süre gitmemiş. Neden sonra okula gittiğinde ise karşılaştığı ilk öğrenci Necip Fazıl olmuş ve:

“Hocam, kibrit suyu içerek intihar etmek istemişsiniz. Tüm sınıfın bu durumdan duyduğu üzüntüyü size söylemek isterim.”

Bu söylenenler, Yahya Kemal’i çok kızdırmış ve ‘kodes’e göndermiş Necip Fazıl’ı. Kodes dediğim, tahtadan yapılmış bir dolap; ceza için kullanılırmış.

Şimdi, okulda anlatılagelen bu durumlar ve olaylar Nazım’ın kulağına gitmemiş midir sence? Tabii ki gitmiştir. Sevgili  Nazım Hikmet, sanırım bu habere nasıl karşılık vereceğini bilememiş ve Yahya Kemal’in cebine bir not bırakmış:

”Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz.”

 

Sen olsan o eve gitmeye devam eder miydin? Yahya Kemal, gitmemeyi tercih etmiş.

Bu aşk konuşmaları sadece Bahriye Mektebinde değil, İstanbul’un kulaklarında dolaşmaya başlamış ve Celile Hanım tüm olanlardan habersiz bu aşkı saklama gereği duymamış. Yahya Kemal’le evlenmek istediğini de belirtmeden edememiş.

Yahya Kemal ise evlilikten kaçıyormuş. Nedenini kimse bilmiyor. Celile Hanımı da deli gibi kıskanıyormuş. Yine de evlenmek deyince duruveriyormuş.

”1916 yılından, 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum.
Bu kadın yazın adada otururdu.
Ben de orada idim.
Deli divane olmuştum.
1916 Sonbahar’ında Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a iniyordu.
Ben müthiş muzdariptim.
Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
O gidinceye kadar Ada dopdolu idi, gider gitmez boşalıverdi.

Bu sözleri söyledikten sonra bir de aşkından kıskançlığın doruklarına çıktığı bir anısınını şöyle anlatmış usta şair,
‘O gittikten sonra ortalıkta Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı…
Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
Gitmeyeceğine yemin etmişti.

 

Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor… İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…
Müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
İskeleye doğru gittim… Son vapur çoktan kalkmıştı…
Sert bir lodos esiyordu… Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim…
Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
Çok para verince biri ikna oldu…
Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
Denizde çalkalanıp duruyorduk… Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
Ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik…

 

Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
Yoktu…
Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim…
Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”
“Kan ter içinde Bostancı’ya geldim…
Vakit hayli geçti…
Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
Aradılar taradılar birini buldular..
Yine bir sürü para verdim…
Arabayla yola koyuldum…
Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!.. Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum?

Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne diyorsun?’diye bağırdım.Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım…
Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım…
Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… Geldi haber verdi… Sanki dünyalar benim oldu…
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim…
Sabahleyin, doğru eve çıktım… Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… Sarmaş dolaş olduk…”

 

 

 

 

Bir pazar günü Celile, Kemal’i bekler ve Kemal, ona gitmez. Kalkıp Şöyle bir mektup yazar:

Bugün pazar, belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
Gelmedin mahzun oldum…
Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır, memnun olmazsın diye fakat aklım hep sende idi.
Çok çok göreceğim geldi.
Beni niye aramadın?
Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi. Ben o günden beri yani salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum. Evimiz için çalışıyorum.”

 

Evlilik hayalleri kurmaya devam ediyor Celile Hanım; Fakat dediğim gibi Yahya Kemal bunu istemiyor. Evlilikten korkuyor, kaçıyor. Nazım Hikmet de annesini kıskandığı için evliliğe sıcak bakmıyor.

 

Yahya Kemal, en iyi dostu Yakıp Kadri’ye: “Bu kadar dile gelmiş bir kadınla ben nasıl evlenebilirim? Sonra herkes bana ne gözle bakar?” diyerek içini şeklinde içini açar. Lakin Celile Hanımın evlilik hazırlıkları bitmiştir neredeyse. Bohçalar, damatlıklar, ev eşyaları, misafir davetleri…

Yalnız, tüm bunlara rağmen evlilikleri gerçekleşmez ve Celile kendini Paris’te bulur. Kemal, İstanbul’da kalır. Bundan sonra tabii ki hayatına başka kadınlar girer; ama hiçbiriyle evlenmeyi düşünmez. Belki de kendini cezalandırır. Evlenme bir kenara, ev sahibi olmak bile istemez. Otel odalarında, geçici evlerde geçer artık hayatı. Yahya kemal bir gün Cahit Tanyol’a şunları söyler:

“Şair, büyük edip olmaktan daha öte önemli üç şey var: Birincisi evlenip bir yuva kurmak, ikincisi bir ev sahibi olmak, üçüncüsü bir tarafta kimseye muhtaç olmayacak kadar parası bulunmak. Ben bunların üçünü de yapamadım. Akşam oldu mu dostlar dağılır, evlerine gider. Ben şu otel odasında yalnızlığı bütün dehşetiyle duyarım. Ne şiir, ne kitap ve ne dostlarım beni bu korkunç yalnızlıktan çekip alabilirler…”

Sonunda bir gün Yahya Kemal çok sevdiği Celile’ye evlenmek istemediğini dile getirdiği bir mektup yazar. Her şey burada bitmiştir artık.

Anlatılana göre, aradan yıllar geçtikten sonra Celile Hanım İstanbul’a döner. Yaşlanmıştır. Çirkindir artık. Gözleri de görmüyordur. Biricik oğlu Nazım ise vatan haini ilan edilmiş ve hapislerde çürüyordur. Sevgili oğlu için Galata Köprüsünde açlık grevine başlamıştır. Rastlantıya bak, günün birinde Celile grevdeyken Yahya Kemal köprüden geçerken sevdiği kadının sefaletini görür. Yanına yanaşmaz bile. Belki de aşklarının bitmesinin en büyük sebebiydi Nazım Hikmet; Celile oğlu için imza toplarken Yahya Kemal imza vermez. Hızlıca uzaklaşıp gider.

 

Yayya Kemal öldüğünde kitapları arasında bir kurumuş çiçek çıkar. Yanında bir de not vardır:

Aşkından vazgeçemediğim kadının, o veda gecesi nadide göğsünden aldığım çiçektir… 1919.”

 

 

Yararlandığım kaynaklar:

[1](https://iremcikblog.wordpress.com/2017/01/07/nazim-hikmetin-annesi-celile-hikmet-ve-yahya-kemal-beyatli/)

[2](http://www.leblebitozu.com/iki-sair-arasinda-bir-kadin-celile-hanim/)

[3](http://www.hurriyet.com.tr/gundem/nazim-hikmet-yahya-kemal-beyatliyi-neden-hic-affetmedi-40144103)

[4](http://www.bavulajans.com/uploads/2/1/0/6/21062124/akam_pazar-celle_hanim_le_yahya_kemaln_aki…-17.11.2013.jpg)

[5](http://www.istanbulkadinmuzesi.org/i/content/147_2_celile-big-splash.jpg)

[6](https://i.ytimg.com/vi/fCwmQ30AxhE/maxresdefault.jpg)